Şükür'ün Galatasaraylılığı ve Demirkol'un Fenerbahçeliliği





  Şimdi öncelikle iki takip edip sevdiğim blogçulardan Extensor'dan Sinan ile Chaogrey'den Çağrı'ya daha önce Hakan ile ilgili selzenişlerine ve de bindirmelerine yazdığım karşı yorumlarımı daha bi haklı bulduğumu şimdi gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Trt 1 'deki Stadyum programını çok fazla seyretmiyorum. Her ne kadar Rıdvan'ın sonuca/başarıya dayalı yorumlarını sırf  Güntekin Onay'ın varlığı neticesinde iştirak etmem ile birlikte Galatasaray'ın maçını izleyememiş olmamdan ötürü belki geniş özetine denk gelirim diye trt'yi tercih ettim sanırım. Birincisi Hakan Şükür'ün haftalar önce herşeyin Galatasaray tarafında iyi gittiği zamanlar da parentez içinde destek olmaya gerek duyulmadığı zamanlarda Fenerbahçe ile ilgili öven açıklamalarını yerden yere vurmuşlardı. Ve sanki biraz politik geçmişlerden ötürüydü bu çıkışlar. Rijkaardlar gelmişti. Baroslar. Kewellar. Elbette iyiydi bu. Ama geçmişimizi unutmuştuk. Bir nevi gelişmiş halimizi görünce geçmişimizi beğenmiyorduk. Halbuki işler kötü gitseydi şimdi ahh o Hakanlı yıllar diyecektik. Ama şunu herkes unutuyordu. Bir takım tutmak ne zaman gerekliydi. Gerçek taraftar hangisiydi. Hakan neden Fenerbahçe'yi övüyordu. İlersini gördü bu adam demiyorum. Basitinden şöle bi örnek vereyim. Fenerbahçe sanırım Antalya maçında son dakikalara beraberlik ile girerken bir gol atıp galip gelmesini ve de güçlü bir Fenerbahçe'yi geçmenin daha güzel olacağını düşünmüştüm. Şimdi ben kötü bir Galatasaraylı mı oldum. Peki bizim daha çok efsane olması gereken Hakan nasıl olur da bir çırpıda harcanabilirdi. Ağzından çıkan bir kaç söz onu nasıl bizden uzaklaştırırdı?  Sadade gelmek gerekirse işte geçen haftaki derbi Hakan'ın da oto kontrol mekanizmasını devreye sokuyordu. Ve işte şimdi sahip çıkmalı ve de destek olmalıydı. Elbetteki Galatasaray güçlüyken eleştirmeliydi. Çünkü başarılıyken pofpoflamanın, kaybederken yermenin egemen olduğu bu ülkede elbetteki şimdi sahip çıkmalıydı. Ve elbetteki benim tuttuğum takım yok diyen Demirkol'un aslında var olduğunun belli olması tam da o anektodlarda belireceği gibi. Hakan son 10 yıldır hiç bir Kadıköy'deki gs-fb maçında Fenerbahçe lehine kötü bir hakem yorumunun olmadığını söylediğinde bir cevap veremiyordu Demirkol ve akabinde ondan hırsını Keita'nın attığı yumruğun cezasının avrupada 5 maçtan aşağı olamıyacağını söyleyiveriyordu. Carlos'un rakibini çektiği pozisyonun penaltı olduğunu ama bu zamana kadar futbolcu kendini atmadan hiç verilmediğini de hatırlatarak. Hakan  Kadıköy'deki yenilginin verdiği burukluk ile golü atan oyuncunun  geçen haftanın tartışmalı ismi Baroni demesi gibi. Yani gol attı diye övülecek endişesini taşıyarak, yaptığı haraket çabucak unutulmasın diye buna bir nevi engel olma dürtüsü ile. Şu olaya özdeş gelişen reaksiyonlar çoğu gerçek duyguyu açığa çıkartmaya yetiyor da artıyor çoğu kez..

5 [ YORUM YAZ ]:

.. der ve uzaklaşır genç adam dedi ki...

Hakan Şükür'ü espri konusundaki yeteneksizliğiyle ve UEFA finalindeki eşsiz saç stiliyle hatırlıyorum. Kafa golleri falan da atardı arada, iyi topçuydu.

Ama bu adamlar çok çabuk gaza gelen adamlar abi. Konuşmak istedikleri o kadar çok şey var ki, konuşma fırsatı verildiğinde tonlarca konuşabiliyorlar. Son örneği Dinamo Bükreş maçından sonra görüldü. İşgüzar gazetenin teki gitmiş 2000 kadrosunun bütün adamlarını tek tek bulmuş, 'sizin kadro bunları yener miydi?' diyor. Ben o kadrodan hiçbir adamın bu soruya ciddiyetle yanıt vermesini beklemezdim açıkçası. Hepimiz aynı renklere hizmet ettik ediyoruz deyip sıvışmaları gerekirdi. Bunlar naptı? Biz yenerdik, biz bambaşkaydık, süperdik. E iyi. Kupa da aldınız. Bravo.

Şimdi bu adamlara sorsan Galatasaray 2 tanedir. Normal Galatasaray, Kupalı Galatasaray. Kupalı Galatasaray onlardır, en büyüktür. Diğer Galatasaray onların tırnağı olamaz. Benim tuttuğum Galatasaray UEFA kupasını aldı, sevinçten kanepeleri kemirdim. Aynı Galatasaray 6 Kasım 2002'de başımı öne eğdi. Üzerimde sarı kırmızı formayla sokaklarda binbir türlü taşağa sarıldım.
Benim için Galatasaray bir tane. Ve sezonluk kadrolardan değil sarı kırmızı renklerden oluşuyor.

Hakan Şükür iyi topçuydu. Kafa golleri atardı.. Esprileri olmasa kariyerini daha parlak noktalayabilirdi.

[Uğur Kaya] dedi ki...

Aslında ben Hakan'ı çok zeki, akıllı filozof, aristokrat vesaire vesaireler ile aynı mertebelere çıkarmaya çalışmadığım gibi bize geçmişte eşsiz faydası dokunan bir kişiyi illa vefa göstermek için düzgün bir duruş ile ölene kadar bütün herkese örnek olması gerekmediğini ifade etmeye uğraş veriyorum. Orada mevzu konusu ise bu kişinin Galatasaraylılığıydı. Gösterilmeyen ilgilere alınganlığı ise zaten eksik olan davranış bozukluklarından veyahut yetişme tarzından veyahut sosyal çevresinden veyahut aile yaşantısından veyahut çocukluğundan ondan bundan şundan kaynaklanmasının rolü yada rolleri olabileceği gibi aslında akabinde geçmişinide verilmeyen imkanların getirdiği davranışlardan ötürü silmenin anlamsızlığına bir vurgu yapmak istedim. Gecegece uzun uzun cümleler kurdum belki sabah o ne be deyip siledebilrim gibime geliyor. Bu arada senin blogta çok hoş belirteyim...

Chao Grey dedi ki...

Futbolcuyken de ortalığı karıştırırdı, yorumcuyken de yaptı bunu. Çok büyük Galatasaraylı olabilir, o zaman ona göre davranmalı. Gruplaşmanın en büyük sembollerinden olan bu adam Fenerbahçeliler'e karşı Galatasaray'ı istediği kadar savunsun. Futbolcuyken Hagi'den önce davranıp kahraman olmak isterdi, şimdi de Galatasaray'ın medyadaki koruyucusu olmak istiyor. Ben Hakan Şükür'ü son senesine kadar her yerde savundum, kendisinin cemaat ilişkisi beni zerre kadar ilgilendirmez çoğu kişinin aksine. Ama kulübe zarar verdiğini gördüm ve görüşlerim değişti, hepsi bu.

Chao Grey dedi ki...

Bu arada Chaogray'i değiştiriver sana zahmet Chaogrey diye :)

[Uğur Kaya] dedi ki...

Hagi gelmeden o vardı gibi bi laf etmek istemem ama öyleydi maaelesef.. Ki efsane olmakta direk çaba ve ter ile olmuyor illa sonrasında giden havaya göre şekilleniyor. Bir ölümün sonrasında daha çabuk ve kesin gerçekleşir bu, ya da bulunduğu mevkiiden yerine adam gelememesi gibi/yerininin dolmaması misal. O yüzden efsane tabiri çokta içi dolu bir anlam ifade etmiyor bana.

neyse bla bla bla..

O değilde hala blogat ta bizleri göremiyoruz Çağrı?