Süper Lig'de Haftanın Panoraması

Son hafta, gerçekten süpriz sonuçlarla ve sıkı takipçilere pek de süpriz olmayan süpriz sonuçlarla tamamlanırken lider, ikinci ve üçüncü değişti...

Zapo İnönü'yü yıktı: 2-3
Haftanın açılış maçı, Bursaspor'un zorlu hava şartlarında hatalı oyuncuları sahaya süren Mustafa Denizli'nin taktiksel ve kadrosal hatalarını değerlendirip İnönü'den yıllar sonra üç puanı cebe koyup gittiği 3-2'lik maçtı... Maçın pek çok konuşulacak yönü var; fiziksel olarak yetersiz görünen Nihat'ın fiziksel olarak en zorlu saha ve hava şartlarının olduğu maçta oynatılması, kiralık olarak yollanıp kontratına "İki takım arasında bir maçta oynayabilir" ifadesi düşürülen Zapotocny'nin attığı golle takımını ipten alması, Beşiktaş'ın kadro yetersizliği, Sercan'ın konsantrasyon sorunları... Ancak Mustafa Denizli - Rüştü tartışması maça daha bir damga vurmuşa benziyor... Rüştü gibi bir kaleci, sağlık sorununu "bahane" edip takımını yalnız bırakır mı? Akla mantığa sığıyor mu? Tabii burada bir de ben parantez açmak istiyorum: Beşiktaş, doktorlarından çektiğini kimseden çekmedi! Zamanında İlhan Mansız'a "Bir sorun yok" diye garanti veren doktor İlhan Mansız'ın ameliyatlı dizinin daha da kötüye gitmesine neden olurken, başka bir doktor da bu maçta Rüştü'ye "Bir sorun yok" garantisi verdi... 'İçimizdeki İrlandalılar' mı diyelim, ne diyelim?

G.Antep
Antep, Beto'nun yükselen formunun gölgesinde filiz vermeye devam ederken Denizlispor, açılan 10 puanlık farkı ikinci devre kapatabilecek mi; işin aslı benim mantığıma sığmıyor bu düşünce... Eğer transfer falan da yapamazlarsa bence genç kadroyla çıksınlar seneye yatırım olur. Ki bu maçta golü atan oyuncuları da 1987 doğumlu Engin Memişler'di. Antep'e gelecek olursak; kaleci Mahmut, defansta Deumi ve Serdar Kurtuluş, forvette Beto ve Julio Cesar, ayrıca "mazideki yıldızlar"dan Kirita ve Erman Özgür'ün uyumlu oyunları takımı son haftalarda yükseltti diyebiliriz. Olcan'ın inişli çıkışlı grafiği düze girerse ikinci devre gerçekten bambaşka bir Antep göreceğiz diye ummaktayım...

Eskişehir'de gol yok: 0-0
Lige fırtına gibi giren ancak o fırtınada boğulan Diyarbakırspor, bir ara üst sıraları da zorlayan ancak nefesi yetmeyen Eskişehirspor ile 0-0 berabere kalıyor ve düşme hattının bir basamak üstünde tamamlıyordu ilk yarıyı. Kaleci Espinoza'nın "futbol dışı faktörler" nedeniyle, tatil için gittiği ülkesi Ekvador'dan dönmeyeceğini açıklaması üzerine Diyarbakırspor'un ikinci devre sergileyeceği performans konusunda az çok fikir sahibi olduk. Zira oyuncular da
paralarını alamadıkları için sık sık idmana çıkmazken, geçen yıl Bank Asya 1. Lig'den lisans paralarını ödeyemediği için düşürülme ihtimali yaşayan Diyarbakırspor, pek akıllanmışa benzemiyor... Es-Es'te ise Youla kaçırdığı gollerden ve terk ettiği idmanlardan sonra süresiz kadro dışı bırakılınca şehri terk etti... "Futbol dışı faktörlerin", futbolcuları etkilediği bir lig söz konusuyken sık sık ağızlara sakız olan "marka değeri" pek bir sahte kavram gibi geliyor sanırım?

Zirve keyfi kısa sürdü
Lider çıktığı maçtan sonra kendini dördüncü sırada bulan Kayserispor'da, Makukula bir kez daha kendi ağlarını sarstı. Bir şekilde gol atıyor işte, daha ne... Şaka bir yana büyük bir tesadüf olarak geçen yılki ilk devrenin son maçında Antalyaspor - Ankaraspor mücadelesinde kendi kalesine gol atan Korhan, bu maçta doğru kaleye gol atmayı başardı... Demek ki gelecek yılki ilk devrenin son maçında da Makukula doğru kaleye atacak... Antalyaspor seri oyunuyla Kayseri orta sahasını hallaç pamuğu gibi atarken Necati Ateş hem sahadaki profesyonel oyunuyla hem de maç sonunda tünelde çıkan kavgada tarafları yatıştırırken sergilediği olgun tavırla değiştiğini gösteriyordu sanki... Kayserispor'u yıkan nokta ise erken yediği gol oldu, geçen hafta 2. dakikada yediği golün yükünü üstünden atabilse de, Makukula'nın kendi kalesine attığı golle daha bir çöken moral - motivasyon toparlanamadı... Tabii burada ana hata Tolunay Kafkas'a düşüyor. İşin aslı ben takımda bir motivasyon sağlayabilecek imajı göremiyorum Tolunay Hoca'da... Oysa rakibi Antalyaspor'un dezavantajı daha büyüktü; ilk dakikalarda bulduğu golü ve üstünlüğü korumak çok kolay değildi... Mehmet Özdilek'in çocukları hocalarının sempatik tavırlarının ekmeğini yiyor gibiler... Tolunay Kafkas'ın acilen takım psikolojisine dair bir gelişim göstermesi şart... Yoksa Sivasspor - Bülent Uygun ilişkisinden öteye gidemez...

Moral - motivasyon demişken, yılların birikimini ilk defa motivasyon yeteneğiyle harmanlayan ve bunun ödülünü alan Yılmaz Vural, 8 maçtır yenilmeyen bir takım yarattı... Sancak Kaplan gibi istikrarsız bir oyuncudan taş gibi bir defans, Yekta Kurtuluş gibi tecrübesiz birinden maksimum fayda gösteren bir oyuncu yaratmak kolay değil. Tolga Özen gibi tecrübesiz birine güvenmek ve onu her maç oynatmak da kolay değil... Yılmaz Hoca bunları yaptı, yapıyor... Tabii bu kadar çaba sarf ettiği oyuncuların yanı sıra Keller ve Moritz gibi iki güzide yabancının bulunduğu bir takım, cennet gibi bir imaj çiziyor... Gökhan Güleç'in yükselen performansı da ilk devre bitimi için güzel bir hediye oldu... 3-1 yenilen Manisaspor ise Ergün Teber'in kendi kalesine attığı gol de olmasa gol atamı
yordu... Zayıf bir takım görüntüsü var Manisaspor'da, bir türlü güven vermiyor izleyenlere... Yine de iki takımın sadece ikişer yabancıyla oynaması daha önce Gençlerbirliği'nin yaptığı bu olumlu hareketin bir akıma dönüştüğünü gösteriyordu sanki...

Yiğido ayağa kalktı: 2-3
Ankaragücü git gide düşürdüğü performansıyla küme düşme hattının üstünde bitirdi ligi. Averaj farkıyla! Bir altındaki Sivasspor ise gerçekten şaşırtıcı bir zıplama yaptı diyebiliriz. Üstelik üstündeki Ankaragücü'nden fazla galibiyeti var! Maça gelecek olursak, Sedat Bayrak ve İbrahim Şahin'le ilk 15 dakikada 2 farkı yakalayan Sivasspor'a geçen yıl gösterdiği yükselişle kendini belli eden Metin Akan'ın 2 golle verdiği cevapla 89. dakikada maça beraberlik geldi ancak daha önce Denizlispor'a son dakika golü atıp üç puanı getiren Baki'nin bu maçta son dakikada kendi kalesine attığı golle sarı - lacivertin payına hüzün düşüyordu... Sivasspor ise yakaladığı çıkışı ikinci devre sürdürme ümidiyle kapatıyordu perdeyi... Maç sonrası çıkan olaylar ise, Gecekondu tribününü savunanları utandırmış mıdır bilmiyorum?
Şayet sene sonunda Ankaragücü 100. yılında küme düşmüş olursa "Başkentten şampiyon çıkmayan tek ülke Türkiye" diyerek katakulliyle yönetime gelen Melih Gökçek, "bir sezonda iki takımı küme düşen başkent takımlarının başkanı olma onuru"nu yaşayacak...

Kewell'dan tatil hediyesi: 1-0
Galatasaray'da Kewell'ın gol kaçırma denemelerinin bir tanesi başarısız olunca 1-0 gibi zorlayıcı bir skorla Gençlerbirliği'ne karşı üç puan alındı ve haftalardan sonra liderlik koltuğuna bir günlük de olsa oturuldu... Gençlerbirliği sağlam takım. Yönetim Doll'un arkasında durdukça yürür bu takım. Cavcav Başkan, takımı desteklerse ligi ilk 7 içinde tamamlarlar, bu da şu aşama için ideal bir pozisyon gibi görünüyor... Galatasaray ise iki golü iptal edildiği bir maçta konsantre olmanın ödülünü aldı ve işin aslı şans da Leo Franco'nun yanındaydı... Gençlerbirliği, galibiyetten döndü resmen... Caner'in git gide takıma ısındığını, Uğur'un şiddetli bir sakatlıktan sonra sahalara gerçekten beklenmedik bir şekilde döndüğünü, Elano'nun bir türlü pas alamadığını, Kewell'ın gene kalitesini belli edip takımı çekip çevirdiğini, Mustafa Sarp'ın ise belki bir maçlık yokluğu nedeniyle tekrar oyuna adapte olmakta zorluk yaşadığını söylemek; abesle iştigal olmaz. Gençlerbirliği cephesine bakarsak, haftalardır ilk defa beş yabancıyla oynadılar. Kahe, Harbuzi, Djite, Tambwe ve Mendonça ligin kalburüstü yabancılarından. Bilhassa Kahe ve Harbuzi'nin olduğu bir takıma Moritz ve Beto monte edilirse, alt yapıdan veya güzel bir scout sistemi neticesinde takıma kazandırılan kaliteli yerlilerle birlikte coşar Gençlerbirliği... Burhan, Bilal Çubukçu, Kerem Şeras gibi nitelikli oyuncularının yanı sıra Serdar'ın geçen sezonki Kocaelispor faciasının tam tersine müthiş oyunu; ikinci devre Gençlerbirliği için işler istenildiği gibi gidecek dedirtiyor...

Zirve sarı-lacivert: 0-1
Haftanın kapanış ve lideri belirleyen maçında Güiza gene maça damga vururken, Umut Bulut ve Alanzinho'nun gol kaçırma yarışı yapması da Fenerbahçe'nin ekmeğine yağ sürdü... İşin aslı, Recep Kıvrak için çok üzülüyorum. Gelecek vaad eden bir kaleci olarak, böyle uyumsuz bir kadronun kalecisi olması psikolojikmen onu çok yıpratacaktır. Takıma bakıyoruz; defansta Ceyhun ayrı bir alemde, Egemen zaten "Güneş affı" ile takıma dönmüş olmanın şımarıklığında, Song başka havalarda, Alanzinho lige uyumsuz, kurtarıcı olarak maça Barış Memiş giriyor, Gökhan Ünal felaket, Umut Bulut vasat... Ömer Barış Aysan, Colman ve Gabric dışındaki oyuncular gerçekten ilk 11'i hak etmiyor. Bu oyuncuların da maçtan çıkarılıp yerlerine başka oyuncuların girmiş olması ise ne ironi ama! Fenerbahçe ise, Carlos'u uğurladıktan sonra Bilica - Vederson ikilisiyle o mevkiyi dolduracağını belli etti. Volkan gene şanslıydı, Emre gene sakatlandı, Topuz orta sıraların adamı, Özer ise memleketi sayılan Trabzon karşısında "kan çeker" dedi, Semih gene yedekti, Güiza gene garanti pozisyonları atamadı... Alex oynamasa Fenerbahçe kazanır mıydı, bence hayır...

Netice olarak 2009 - 2010 sezonu birinci devresi, Fenerbahçe - Galatasaray - Kayserispor arasındaki zirve mücadelesiyle; Beşiktaş'ın yarıştan bir kopup bir dahil olan imajıyla; Bursaspor'un yükselişi ve Ankaragücü'nün düşüşüyle - tabii bu ikisinin "kardeş" takım olması da ironi dolu ligimizin bir ayrıntısı sadece; Manisaspor'un "var mısın yok musun" oyunuyla; İBB'nin vasat performansına rağmen altındaki takımları yenerek 8. sırada tamamlamasıyla; Gençlerbirliği ve Trabzonspor'un geç açılmasıyla; Antalyaspor, Eskişehirspor ve Gaziantep'in hak ettiklerinden daha düşük mevkilerde olmasıyla; Kasımpaşa'nın imkansızı başarması ve Diyarbakırspor ile Sivasspor'un "neydik ne olduk" demesiyle tamamlandı... A, bir de Denizlispor vardı! Onlar bile kendilerini unutmuşken bizim de unutmamız doğal değil mi?

Gelelim bu haftanın satırbaşlarına:

Kendi Kalesini Yoklayanlar

Ariza Makukula ve Baki'nin yanı sıra, kiralık giderek ayrıldığı takımına gol atan Zapotocny'i de bu gruba dahil edebiliriz. Şanssızlık onların yanındaydı...

Kaçırma Yarışı

Diğer şanssız olanlar ise kör göze parmak dercesine gol kaçıranlardı. Güiza, Kewell, Sercan, Youla, Umut Bulut sık sık "kulaklarını çınlattırdılar"... Ancak içlerinde biri vardı ki, boş kaleye kaçırdığı net pozisyonların yanı sıra her zamanki vuruşlarının aksine cılız "yuvarlamalarla" kaleyi 'yokladı'... Evet; Youla... Berbat ötesi bir maç çıkardı...

Bahar Güneş'i Söndü

Son iki panoramamda da Trabzonspor'un iyi yolda olmadığını, bir çiçekle baharın gelmeyeceğini yazdım. Netice olarak motivasyonla ilerlemeye çalışan laz takası, battı... Forvete ihtiyaç var... Tabii bir de Manisa'ya kiralanmış olan Isaac gibi süratli çıkış yapabilen isimlere...

Giden Gidene

Youla ve Espinoza, oynadıkları takımların şehirlerini terk etti... Ligin marka değerinden çok takımların çalışma konsantrasyonları için çok büyük bir zarar bu, Rıza Çalımbay ve Ziya Doğan'ın işleri git gide zorlaşıyor...

Yerli Akını

Sadece 2 yabancıyla oynayan takımların yanı sıra, ilk altıdaki takımların dördünün - hadi Trabzonspor'u dahil etmeyelim - ilk beşteki takımların üçünün çalıştırıcılarının yerli olması bir "öze dönüş" havası yakalattı sanırım... Alt yapılara daha çok önem verildiği senelerin yakın olduğu hissine kapılıyorum, umarım yanılmıyorumdur...

"Ne bir lokma ekmek, ne bir kızı sevmek...."

"... seviyoruz seni Baki Mercimek" idi sloganın devamı... Rakibin attığı 2. golde topu ıskalayan, üçüncü golü ise bizzat kendisi atan; son zamanlardaki düşüşe geçen oyunuyla bu sloganı pek duyamayacak gibi görünüyor Ajax alt yapısının ülke futboluna "hediyesi" olan Baki Mercimek...

Yükseliş

Kasımpaşa ve Sivas'ın yükselişi gerçekten muazzam. Devre arasında yapılacak mantıklı transferler ile Sivasspor bile kümede kalabilir... Denizlispor'un ise 2005 - 2006 sezonundaki gibi bir mucizeye ihtiyacı var, maalesef...

Gelelim haftanın 11'ine:

* Kewell'ın santrafor oynadığını biliyorum, ama forvetteki oyuncuların performansını düşünürsek gerçek mevkisine kaydırmak daha mantıklı geldi.

8 [ YORUM YAZ ]:

l_f_celine dedi ki...

demişsin ki : ''Maç sonrası çıkan olaylar ise, Gecekondu tribününü savunanları utandırmış mıdır bilmiyorum?''

dostum birincisi olaylar maç 2-0 olduktan sonra başladı ve gecekondu'da değil kapalı tribünde ve maratonda çıktı.

ikinci olarak biz sivasspor maçında kimseyi utandıracak bir şey yapmadık , bilakis ahmet gökçek'in sırf ankaraspor personeli istihdam edilsin diye yıllarını bizim klübümüze vermiş emektar insanların kapı önüne koymasını eleştirmek babında 20 dakikaya yakın teni yönetimi protesto ettik.

hatta mataron tribünü maç esnasında ''ah-met-gök-çek laylaylaylay'' diye tempo tutunca gecekondu tribünü deliye döndü ve iki taraftar grubu arasında ciddi atışmalar oldu.

nihayetinde sivasspor maçından sonra birkez daha kemik gecekondu tribününün taraftar duruşuna ve yüzyıllık bu camianın değerlerine duyduğu saygıya hayran oldum ve o tribünün bir parçası olduğum için gurur duyuyorum.

ankaragüçlüler adına utanılacak bir olgu varsa, o da birleşme ilk başaldığında samimiyetine inanıp sonuna dek desteklediğimiz fakat 5 hafta boyunca bu takımı hocasız bırakıp 11 puan kaybetmemize vesile olan junior gökçektir...

bu da bir özeleştiri olsun :)

brokoli dedi ki...

Özeleştiri kısmını ele alalım mı?

Benim kastım sadece olaylar değildi. O olayları çıkartan Gökçek - Caydın ikilisinin gerilimi değil mi? Peki seçim öncesi ona yakın temsilciyle Gökçek'in huzuruna gidip "Kurtar bizi baba" diyenler kimlerdi?

Gecekondu tribünü Türkiye'nin en neşeli tribünlerindendir. Ancak neşenin olduğu her yerde olay da mı olmalıdır?

Neyse, illa ki yanlışlarımız oluyor. Düzeltilmesi şart. Ama benim yazıdaki kastım bu gerilimi yaratan Gecekondu'nun Gökçek'e sarılmış olan kollarıdır. Bu da benim görüşüm :)

l_f_celine dedi ki...

kurtar bizi baba diyenler senin de tahmin edebileceğin gibi gökçek adını duyunca beleş bilet ve rant ihtimalini düşleyip ağzı sulanan ''çakma ankaragüçlüler''dir.sorsan takım kadrosunu bile sayamaz ama bedave bilet için ankaragücü'nü bile satarlar.ve maalesef bu tarz adamalrın sayısı hiç de azımsanacak düzeyde değil bizim klüpte.

cemal-gökçek çekişmesi bundan sonra iktisadi savaş olarak devam eder.cemal aydın hala tribün üzerinde etkili diyen birine ilkokul çocukları bile güler ankara'da.ancak daha 6 ay önce ''biz böyle iyiyiz kimseyi istemezük'' diye partal atan maratondaki adı malum tribün grubu şu anda bedava otopark ve dernek binası uğruna yüzüncü yılında bu takımı haftalarca hocasız bırakan yönetime methiyeler düzmektedir.sebep malum : kim daha çok rant verirse ona marşlar adarım..

gecekondu neşelidir evet , ama bünyesinde bir yığın lüzumsuz adam barındırdığından saatli bomba misali patlama potansiyeline de sahiptir.

bu yönetim olayında da , bahsettiğim gibi işçilerin kovulmasından başka hiçbir sebep yoktu gecekondu için yönetimi eleştirmeye.ama eleştirildi işte , hem de kimsenin beklemediği bir anda.
evet , takım ligin ilk 4 haftasında babayı alınca gökçek yönetimine sıcak bakıldı , yada kollar sarmalandı senin deyiminle ama ortada bir gerçek var : ŞU ANKİ GERİLİMİN yegane mimarı klübün bekasından ziyade kendi mangırını düşünen maratondaki adı malum taraftar grubu ,onların işgüzarlığı ve ahmet gökçek'in amatör hamleleridir.

gecekondu kollarını doladığı yerden çekeli çoook oldu...gerçeklerin anlaşılması için böyle acı olaylar yaşaması gerekir bizim taraftarın , bu huyumuz asla değişmedi...

[Uğur Kaya] dedi ki...

tarihin en iyi panoramalarından biri olmuş desem !

sanırım artık spor için kendi sitemden başka bir siteye hakkaten girmeye gerek yok!

gecekondu kısmına birazdan katılabilirim!

brokoli dedi ki...

@ Uğur: Çok teşekkür ederim, insanın bir ilham perisi olunca böyle işler çıkması normal...

@l_f_celine: Şöyle bir şey yapalım sen bu Gecekondu - Gökçek olayına bir açıklık getir, uzun bir yazı yaz biz de panoramaya tekzip başlığıyla sitemizde konuk yazar olarak koyalım yazını? Hem olaylara açıklık gelir hem de tavrınız netleşir insanların gözünde, uyar mı? Yazıyı benim maile atarsanız siteye bir kaç editle (paragraf büyük harf vs) koyacağıma söz veriyorum.

İlkin Nasirov dedi ki...

Abi 1 saatir okuyom bu atismanizi ama bisey anladimsa ne olayim. . .

İlkin Nasirov dedi ki...

Gerçektende süper bir panaroma Alpercim. Artik bir profösionel olmak üzresin. . .

l_f_celine dedi ki...

tamam hocam , en kısa sürede sana ankaragücü taraftarı ve gökçekler arasındaki olayların geçmişi ve geşeceği ile ilgili bir yazı yollayacağım.